Kül Hadisi Çerçevesinde İbn-i Teymiye’nin Görüşleri – Murat Gezenler

16/05/2009 at 12:22 pm (Cehalet Özrü) (, , , , , , , , , )

 

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selam kendisine gönderilen vahyi tebliğ ederek ümmetinin bu vahiyle karanlıklardan nura çıkmasını sağlayan son Rasul ve Nebi Muhammed (s)’in üzerine olsun.

Günümüzde “Cehalet Özrü” üzerine yapılan tartışmaların odağında yer alan hadislerden bir tanesi de meşhur kül hadisidir. İmam Buhari ve Müslim’in Ebu Hüreyre’den rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

“Bir adam nefsine zulmetmiş ve ölüm anında oğullarına şöyle vasiyet etmişti: «Öldüğüm zaman beni yakın, kül haline getirin ve sonra denize saçın. Vallahi eğer rabbim beni diriltmeye güç yetirirse hiç kimseye azap etmediği şekilde bana azap eder.»

Sonra Rasulullah dedi ki:

«Oğulları adamın bu isteğini yaptılar.» Allah yeryüzüne dedi ki: «Aldığını geri ver.» O an adam dirildi ve kalktı. Allah (Subhanehu ve Teala) ona «Bu yaptığın şeye seni sevkeden nedir?» diye sordu. Adam «Senden korkumdur ya Rabbi» dedi. Bu söylediğinden dolayı Allah onu affetti.” 

Biz bu makalemizde hadise dair detaylı açıklamalar da bulunmayacağız. Zira bu konuda son çalışmalarımızdan birisi olan “Cehalet Özrü” isimli eserimizde detaylı bilgiler mevcuttur. Dileyen okuyucularımız konu hakkında o kitabımızdan detaylı bilgi alabilirler. Bizim bu makalemizde ele alacağımız konu ise başlıkta da belirttiğimiz gibi hadis çerçevesince Şeyhul İslam İbn-i Teymiye (Rahimehullah) ve muasır alimlerimizin görüşleri olacaktır. Zira günümüzde konuya dair tartışmaların eksenini İbn-i Teymiye (Rahimehullah)‘ın görüşleri oluşturmaktadır. İşin tuhaf tarafı cehaletin mutlak anlamda özür olduğunu iddia edenler de, buna muhalif olarak cehaletin mutlak anlamda özür olmadığını iddia edenler de yukarıdaki hadise dair Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin görüşlerini getirmektedirler. Ve her iki tarafta İbn-i Teymiye’nin kendi görüşlerini desteklediğini iddia etmektedir.

İşte böyle ilginç bir vakıa ile karşılaşmamız bizim Şeyhul İslam (Rahimehullah)‘ın bu konu etrafındaki görüşlerini derli toplu bir şekilde incelemeye sevketmiştir. Acaba İbn-i Teymiye bu hadise dair tam olarak ne demiştir? Ve dedikleri ne oranda doğrudur?

Kül Hadisi ve İbn-i Teymiye

İbn-i Teymiye konuya geniş bir şekilde “Mecmuul Fetava” isimli eserinde hafi meselelerde kişinin tekfir edilmesi konusunda değinmiştir. İslam’a yeni giren bir kimsenin tevatür yolla sabit olan farzları bilmemesinden dolayı tekfir edilmeyeceğini ya da ancak risalet yolu ile bilinebilecek hususlarda kendisine hüccet ikame edilmemesi sebebiyle cahil kalan kimsenin tekfir edilmeyeceğini söyledikten sonra bu konuya değinmiş ve şöyle demiştir:

“Adam bu şekilde kül olup dağıldıktan sonra, Allah kendisini diriltmeye tekrar güç yetiremeyeceğini ve eski haline dönderemeyeceğini zannetmiştir. Bunların her biri ise Allah’ın kudretini inkar ve küfürdür. Ancak o Allah’a, O’nun emirlerine, nehiylerine iman eden, O’ndan korkan ancak cehaleten, saparak, hataya düşerek bunu yapan bir kimsedir. Allah (Subhanehu ve Teala) bundan dolayı adamı affetmiştir. Hadis bu kişinin bu fiili yaparken tekrar diriltilemeyeceğini umarak yaptığını açıkça bildirmektedir. En azından bu kişi diriliş hakkında şüphe etmekte idi. Bu ise küfürdür. Nübüvvet hücceti ikame edildiğinde onun kafir olduğuna hükmedilir. Eğer Allah güç yetirirse sözünü takdir hüküm müsamaha göstermek şeklinde tevil edenler çok uzak bir tevil yaptılar ve sözü kendi konumundan başka başka bir yerde kullandılar. Çünkü hadiste geçen bu kimse tekrar bir araya getirilip diriltilmemek için kendisinin yakılmasını ve küllerinin saçılmasını emretmiştir. O öyle demişti:

İkinci cümlenin birinci cümlenin sebebi olduğu açıktır. O kişi bunu Allah (Subhanehu ve Teala) kendisini diriltip güç yetiremesin diye yaptı. Eğer o kişi bu şekilde kendisini yakıp savurduğunda Allah (Subhanehu ve Teala)‘nın ona azap etmeye kudretinin olduğuna inanıyor olsaydı, bu şekilde cesedini yaktırmasının bir anlamı olmazdı.”

Şeyhul İslam İbn-i Teymiye burada adamın kendisine nübüvvet hücceti ulaşmaması sebebiyle Allah’ın kendisini yeniden diriltmeye güç yetiremeyeceğini zannettiğini bunun ise Allah’ın kudretini inkâr olduğunu ve küfür olduğunu belirtmiştir. Adamın nübüvvet hüccetinden uzak olmaması sebebiyle bu cehaletinin mazeret olduğunu söyleyerek Allah tarafından affolunmasını buna bağlamıştır.

Bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla Şeyhul İslam konuya “Mecmuul Fetava” isimli eserinde 8 ayrı yerde daha değinmiştir. Yine bu açıklamalarından birinde vaid içerikli tehditlerin muayyen kişilere indirilmesi meselesinde kişilerin yapmış oldukları iyilikler sebebiyle ya da şefaat edilme gibi sebeplerle affolunabileceğini, kişilerin ancak risalet yolu ile bilmeleri mümkün olan hususlarda risalet hüccetinin ulaşmaması sebebiyle cahil kalmalarının kendileri için bir mazeret olduğunu izah ettikten sonra “Bu adam Allah’ın kudretinden şüphe etmekteydi. Allah’ın kendisini eski haline tekrar döndüremeyeceğine inanıyordu. Bu Müslümanların ittifakı ile küfürdür. Lakin adam cahildi ve bunu bilmiyordu” demiştir. Yine aynı şekilde birebir bu sözlerini Mecmmul Fetava’da farklı bir yerde de tekrar etmiştir.

Şeyhul İslam bir başka yerde ise Hz. Ali’nin Haruriye fırkası ile savaşında Harurilerin tekfir edilip edilmemesi meselesinde de bu hadise değinmiş, Cehmiye’nin sıfatlara dair sözlerinin çoğu zaman insanların avamından gizli kalabileceğini, hafi meselelerde bu gizliliğin avam için bir mazeret olduğunu belirtmiş ve arkasından bu hadisi getirerek adamın Allah’ın kudretinden şüphe ettiğini ancak risalet hüccetinin kendisine ulaşmaması sebebiyle Allah tarafından affolunduğunu söylemiştir.

Şeyhul İslam’ın Mecmmul Fetava isimli eserinde konuyu değerlendirmesi genel olarak “Umumi Tekfir Muayyen Tekfiri Gerektirmez” meselesinde ele aldığı, bazı arızi sebepler dolayısıyla kişilerin cehaletleri sebebiyle tekfir edilemeyeceğini belirtmiş ve bu hadisi delil olarak getirmiştir. 

İbn-i Teymiye (Rahimehullah)‘ın “Mecmmul Fetava” isimli muhteşem eserinde konuya dair düşünceleri işin aslı tam bir tutarlılık gösterirken aynı hadis hakkında Camiur Resail isimli eserinde değerlendirmeleri biraz daha farklılık arzetmektedir. Zira Şeyhul İslam bu eserinde Cehmiye’nin tekfiri meselesinde Allah (Subhanehu ve Teala)‘nın ümmetin üzerinden unutma ve hata gibi durumlarda sorumluluğunu kaldırdığını belirttikten sonra uzun uzun bu hadise değinmiş, hadisin mütevatir olduğunu iddia etmiş arkasından adamın genel olarak Allah’a, ahiret gününe, Allah’ın ölümden sonra yeniden diriltip ecir ve ceza vereceğini bildiğini ancak korkusunun şiddetinden dolayı bu sözleri sarfettiğini söylemiştir. Daha sonra ise hadiste söz konusu edilen adamı çölde devesini kaybedip bulduktan sonra Allah’a “Ben senin rabbinim sen de benim kulumsun” diyen kişiye benzetmiştir.  

Öncelikle belirtmek gerekirse Şeyhul İslam’ın gerek Mecmuul Fetava isimli eserinde gerekse Camiur Resail isimli eserindeki sözleri zahiren birbiri arasında tutarsız görünmektedir. Zira öncelikle adamın kudret sıfatı ve yeniden dirilme gibi temel meselelerde cahil kaldığını ancak risalet hücceti kendisine ulaşmadığı için bu cehaletinin mazeret olduğunu söylemiştir. Bununla birlikte bu meselelerin hafi, avamdan gizli kalabilecek meseleler olduğunu söylemiş ve son olarakta adamın sözünü intifaul kasta (istem dışı harekete) bağlamıştır. Burada genel olarak alimlerin sözleri kendi içinde bir muhalefet gösterdiği zaman onlara beslenilen hüsnü zan gereği bu sözleri en uygun biçimde tevil etmek gerektiğine inanıyoruz. Zira hüsnü zannı bırakıp tevilden uzak kaldığımız zaman alimlerin aynı konuya dair farklı zamanlarda farklı iddialarda bulunduklarını iddia etmemiz gerekir biz öncelikle rabbani alimlere karşı böyle bir tutum sergilemekten Allah’a sığınırız. O halde yapılması gereken bu ifadelerin sadece birisi ile yetinmek değil hepsini bir arada değerlendirerek uygun ve sahih bir tevil yoluna gitmektir.

Şeyhul İslam’ın bu hadise dair tüm görüşlerini bir araya topladıktan sonra kanaatimizce onun bu konudaki sözlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

Bu adam kendisine risalet hüccetinin ulaşmadığı bir dönemde yaşamaktadır. Adam oldukça günah işlemiş ve ölüm kendisine geldiği zaman işlemiş olduğu bu günahlardan dolayı Allah katında göreceği azap aklına gelmiştir. Aşırı korkusundan ise ne söylediğini bilmez bir şekilde (irade ve istem dışı) çocuklarına böyle bir vasiyette bulunmuştur. Adam küllerinin yarısı denizlere yarısı ise rüzgârda karaya savrulduğu zaman Allah’ın kendisini diriltmeyeceğini düşünmüştür. Adamın Allah’tan aşırı derecede korkması ve hatta bu korku sebebiyle ne söylediğini bilmeyecek hale gelmesi bununla beraber aslen Allah’a iman eden bir kimse olması Allah tarafından bağışlanmasına vesile olmuştur. Şeyhul İslam’ın sözlerinin birbiri ile uzlaştırılması kanaatimizce ancak bu şekilde mümkündür. Bununla birlikte daha uygun bir şekilde tevil etmenin de mümkün olableceğini peşinen kabullendiğimiz söylemekte fayda vardır.

Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin hadise dair görüşlerini bu şekilde tevil ettikten sonra ikinci adımda görüşlerinin sıhhati üzerinde durmakta fayda vardır. Öncelikle belirtmekte fayda vardır ki, bu hadisin tevili noktasında 6 farklı görüş ileri sürülmüştür. Ancak bu görüşlerin içerisinde ittifakla kabul görmemiş görüş bu adamın Allah’ın sıfatını inkar ettiği ya da Allah’ın sıfatından şüpheye düştüğü görüşüdür. Zira kudret sıfatı Allah’ın bilinmesi zaruri olan sıfatlarındandır. Bununla birlikte adamın bu noktada zaten bir şüphesi de bulunmamaktadır. Adam yeniden diriltileceği gün Allah’ın kendisine günahlarından dolayı alemde hiç kimseye etmeyeceği bir şekilde azap edeceğini düşünmektedir. En azından bu adam hangi fiillerinin günah olduğunu kısmen da olsa bilmektedir. İşlemiş olduğu bu günahlardan dolayı da Allah’ın kendisine azap edeceğine inanmaktadır. Böyle bir inancın sahibinin Allah’ın bilinmesi zaruri sıfatlarından bir sıfatını bilmediği ve bundan şüpheye düştüğü kabullenilemez. Bununla birlikte konuya dair yorum yapan tüm alimlerin de belirttiği gibi adamın ittifakla küfür olan Allah’ın kudretin sıfatını inkar etmesi ve bunun sonucunda da affedilmesi uzlaştırılamayacak iki durumdur. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Şeyhul İslam İbn-i Teymiye (Rahimehullah)‘ın adamın kudret sıfatını ya da yeniden dirilmeyi inkar ettiği ve bunlarda şüpheye düştüğü görüşü kabulden uzak oldukça zayıf bir görüştür.

Adamın ölümün dehşeti anında korkusundan dolayı ne söylediğini bilmeyerek bu sözleri sarfetmesi görüşü her ne kadar Hafız İbn-i Hacer tarafından doğruya en yakın görüş kabul edilse de bu görüşünde oldukça zorlama bir görüş olduğunu düşünmekteyiz. Zira adam ne dediğini gayet iyi bilmektedir. Kendisinin çok günahkar olduğunun bilincindedir. Allah (Subhanehu ve Teala)‘nın insanları yeniden dirilttiği gün bu günahlarından dolayı kendisine oldukça büyük bir azap edeceğini bilen ve bundan dolayı vasiyette bulunan bir kimsenin ne söylediğini bilmememesi düşünülemez. Özellikle Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin bu adamı devesini kaybeden adama benzetmesi oldukça zayıf bir kıyastır. Zira o adam devesini kaybetmiş uzun süre aramış bulamamış ve artık kendisini çölde suuz ve aç kalmanın neticesinde ölüme teslim etmiştir. Aşırı yorgunluk ve bitkinlikten uyuya kalmış ve bir ara uyanınca karşısında aniden devesini görmüş ve ağzından bütünüyle kendi iradesi dışında kelimeler çıkmıştır. Çölde devesini kaybeden bu adamın durumu ile günahlarından dolayı Allah’ın kendisine azap edeceğini gayet bilinçli bir şekilde bilen ve bundan dolayı da çocuklarına vasiyette bulunan adamın durumunu kıyaslamak kanaatimizce doğrudan oldukça uzak bir görüştür.

Hemen burada yeri gelmişken üzerinde durmak istediğim diğer bir konu ise Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin “Allah güç yetirirse sözünü takdir, hüküm müsamaha göstermek şeklinde tevil edenler çok uzak bir tevil yaptılar ve sözü kendi konumundan başka başka bir yerde kullandılar” görüşünün de hatalı bir görüş olduğunu vurgulamak isterim. Zira bütün dil alimleri ve müfessirler hadiste geçen “Kadera” fiilinin bu anlama geldiğinde ittifak etmişler ve bu anlamda kullanıldığı bir çok ayet getirmişlerdir. Bundan dolayı hadiste adamın “Allah güç yetirirse” ifadesini “Allah takdir etmişse, Allah beni sıkıştırır ve zorlarsa” şeklinde tevil etmek en azından Arapça dil kurallarına uygundur ve sözü kendi konumu dışında kullanmak değildir. Bundan dolayı da Şeyh Abdulkadir b. Abdulaziz’in “ElCamiu Fi Talebil İlmiş Şerif” isimli eserinde “Böyle tevil edenler kelimeleri tahrif ettiler” şeklindeki ifadesine de katılmak mümkün değildir. Yeri gelmişken burada Şeyh Abdulkadir b. Abdulaziz’in hadise dair adamın sıfatları inkar ettiğini ve risalet hüccetinden uzak olması sebebiyle bunun kendisi için mazeret teşkil ettiği görüşüne de yukarıda izah etmiş olduğumuz sebeplerden dolayı katılmadığımızı belirtmekte fayda vardır.

Sonuç

Sonuç olarak bu küçük makalemizde izah etmeye çalıştığımız iki önemli husus vardır. Bunlardan birincisi günümüzde irca ehlinin kül hadisini getirerek Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin konuya dair sözlerinden sadece bir kısmını almaları ve sadece bu kısımla cehaletin mutlak manada sahibi için bir özür teşkil ettiğini iddia etmeleri öncelikle boş ve temelsiz bir iddiadır. Ve aynı şekilde bu Şeyhul İslam’a kendi hevalarında bulunanı tasdik etmek ve büyük bir iftiradır. Zira konuya dair İbn-i Teymiye’nin sözleri getirilecekse bir bütünlük içerisinde getirilmeli ve Şeyhul İslam’ın konu hakkındaki sözleri bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Ki yukarıda da izah ettiğimiz gibi Şeyhul İslam’ın bu konudaki görüşleri tevile muhtaçtır ve kanaatimizce en uygun tevili de bizim yukarıda yapmış olduğumuz gibidir.

Bu makalemizde ele almaya çalıştığımız diğer bir husus ise Şeyhul İslam’ın bu konudaki görüşlerini bir bütünlük içerisinde ele alsak dahi bu görüşünün hatalı olduğunu beyan etmektir. Bunu özellikle belirtiyoruz ki bu hadis çerçevesince yorum yapan muasır alimlerimizin konuyu sadece Şeyhul İslam İbn-i Teymiye’nin görüşleri etrafında ele almaya çalışmaları ve bunun neticesinde de hatanın üzerine hata inşa etmeleri oldukça hatalı sonuçların doğmasına sebep olmaktadır. Hadise dair deyat bilgi isteyen okurlarımızım konuyu “Cehalet Özrü” isimli kitabımızdan incelemerini tavsiye ederiz.

Hiç şüphesiz bidayette ve nihayette hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Salât ve selam Nebimiz Muhammed’in üzerine olsun.

Murat GEZENLER

                                                                                                                                                      27/Şubat/2009

                                                                                                                                                                Dımeşk

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Buhari, Enbiya 54, Rikaak 25; Müslim Tevbe 25, 27; Nesai Cenaiz 117.

 

Mecmuul Fetava, 11/408-411.

Mecmuul Fetava, 3/74.

Mecmuul Fetava, 3/102

Mecmuul Fetava, 7/191

Diğer yerler için bkz. Mecmuul Fetava; 20/10, 23/102, 28/140, 35/49.

Camiuur Resail, 1/159.

Yorum Yapın